Tezler 11 Temmuz 2025 · 8 dk okuma

Ahlâkî İlke ve Ahlâkî Değer Problemi Üzerine

Tez Künyesi Tez Türü: Yüksek Lisans Başlık: Ahlâkî İlke ve Ahlâkî Değer Problemi Üzerine Yazar: Hasan Yönden Danışman: Doç Dr Ferhat Ağırman Alan: Felsefe…

Tez Künyesi


Tez Türü: Yüksek Lisans

Başlık: Ahlâkî İlke ve Ahlâkî Değer Problemi Üzerine
Yazar: Hasan Yönden
Danışman: Doç Dr Ferhat Ağırman
Alan: Felsefe / Türk-İslam Düşünce Tarihi

Dil: Türkçe


Ahlak ve değer kavramları insanların bir arada yaşamalarından günümüze kadar bütün topluluklarda birbirinden çok farklı hatta bazen birbirine zıt düşen anlamlarda temellenmiştir. Değerlerin, değer biçmelerin, dolayısıyla değerlendirmelerin toplumların ve kültürlerin yaşam biçimlerindeki değişiklikler doğrultusunda farklılık göstermesi, ahlaki ilkelere bakış açısındaki algıyı farklı kılarken, ayrıca değer atfetmeleri yani tercihlerdeki duygusal hareketlenmeyi de farklılaştırmıştır. Günümüze kadar sayısının tespit edilmesi çok zor olan pek çok sınıf, kültür, topluluk var olmuş ve ahlak ve değerler bütünlüğü içinde bir sistem kurmuştur. Birbirine yakın ya da uzak aynı çağda birbirinden farklı ahlaki kabuller ve değer anlayışları baş göstermiştir.
Ahlak, toplumun refahı ve düzeni için nesiller arasında değişimlere uğrayarak her zaman ihtiyaç duyulan kuşatıcı bir değer olarak var olmuştur. Bir ihtiyaç olması toplum için elzem olduğunu salık verir, ancak bu aynı zamanda değişimini yani aynı asrın yaşlı nesli ile genç nesli arasındaki ahlak anlayışının ihtiyaçlar ölçüsünde farklılaştığını ifade eder. Ama ihtiyaçlar bizlerin de karşılaştığı üzere değiştiğinden ahlak kuralları eskiyebilir, çağın gerisinde kalabilir ve değişimin keskin olduğu durumlarda çelişkiler oluşabilir. Yaşlı nesil eski ahlak kurallarına uymayı sürdürürken, yeni nesil yeni kuralları benimseyip hayatını bu ölçüde şekillendirmeye başlayabilir. Ancak bu, eski ve yeni neslin birbirlerinin pratiğini ahlaki görmedikleri anlamına gelmez. Dolayısıyla makul görülen, özgürlük, adalet, erdem, sorumluluk, saygı, iyi, vb. ahlaki ilkeler etrafında bir uzlaşmadır. Çünkü aynı toplumun nesillerinde görülen bu durum aynı çağın toplumları arasında da görülmektedir. Bu yüzden ahlaki görecelik ve ahlaki evrenselcilik ilkçağdan günümüze dek süren bir tartışmadır.
Her ne kadar ahlaki ilkelerin evrenselliği en nihayetinde herkesin arzusu veya hakkı iken, buna rağmen ahlaki ilkelerin ahlak ve değer temelinde göreceli olduğu kanısı söz konusu olsa da aslında doğası gereği birliktelik içinde olan insan, ahlaktan, ahlaki ilkelerden ve ahlaki değerden payını en az herkes kadar isteyecektir. Ancak bu meşru zeminde ahlakın ya da değer anlayışlarının görece kabulünü yok saymayacaktır. Çünkü bazen ihtiyaçlardan doğan tercihler bazen de gelenek ve kültürlerden doğan alışkanlıklar başkalarınca hoş ya da ahlaki karşılanamayacak eylem planında varlığını sürdürmektedir.
İlkel grupların bazılarında, örneğin Eskimolarda yaşlı ve zayıf insanların öldürülmesinin bir adet olduğu ileri sürülüyor; bu kural bizim insanlık onuru anlayışımızla kesin bir karşıtlık içindedir ve bu kuralı ancak, üretim yapılamadığı ve kıtlığın hüküm sürdüğü çok farklı yaşam koşullarına dayandırarak açıklayabiliriz. Bu âdeti; anne ya da babaya iyilik yapmayı ve üzülmelerini önlemeyi öngören bir ahlaksal norm olarak anlamak, bu koşullarda ancak, olsa olsa yaşlıların acı çekmeden ölmesini sağlamak ve gençlerin yaşama şansını arttırmak olarak görülürse mümkündür. O halde buradaki temel ahlaki ilke ‘ailenin yaşlı üyelerine iyilik yapmalısın’ ilkesi olarak kabul edilebilir, ama bu ilkeyi bu haliyle kendi kültürümüzde uygularsak, yaşlılara iyilik yapmak şöyle dursun, tam tersi bir görünüm kazanır. Bunu onların rızasını alarak yapma teklifinde bulunsak dahi. Çünkü Eskimolardaki bu adet, yaşlıların rızası alınarak yapılan, aksi takdir de bir zorlama olmayan ahlaki bir zemindedir. Bizim kültürümüzde yaşlıların sevgiden yoksun bırakılarak çoğu zaman, gerekmese de, yaşlılar yurduna gönderildiğini düşündüğümüzde, bu şekilde ‘dışlama’ nın ‘ilkel’ kabilelerdeki muameleden gerçekten daha insani olup olmadığını da sormak gerekir.
Dolayısıyla bazen eylemin temelindeki niyet, bazen de eylemin sonucu değerin ahlakiliğini yani ahlaki değerin kabulünü açığa çıkarmaktadır. Yaşlanınca ölüme terkedilmek ile yaşlanınca dışlanarak ölüme terkedilmenin karşılaştırması, farklı kültür anlayışları ve bunların adet ya da alışkanlıkları doğrultusunda doğru olmayabilir. Çünkü hangi değerin daha ahlaki olduğu veya hangi değerin hangi değere tercih edileceği sorusu, ahlakın ve değerin görece farklı olduğunu ortaya koyar.
Ahlaki değer ve yükümlülük açısından yapılan bir değerlendirmede, bu durum deontik olarak sonuçtan bağımsız ‘her ne olursa olsun’ yaklaşımıyla; teleolojik olarak ise sonuç temelli bir eylem yaklaşımıyla, ‘nasıl olursa olsun’ davranışın verdiği mutluluk, sağladığı fayda göz önünde bulundurulur. Deontik temelli bir eylemin vicdani huzur ya da mutluluk vermesi olasıdır. Teleolojik ahlaki bir eylemin sonucunun ‘en yüksek iyi’ temelli olması mutluluk getirebilir. Ancak bunların yanı sıra eylemin ahlaki olması kimisi için sonuç temelli, kimisi için niyet temelli iken; ahlaki bakış açısının eylemsel açıdan daha fazla irdelenmesi gerekir.
Eylemi olası sonuçlarıyla ilişkilendirerek, eylemin doğruluğunun ya da haklılığın gösterilip gösterilemeyeceği söz konusu olunca, sadece sonuçtan bekleneni yarar açısından değerlendirmek doğru olmayacaktır. Davranışın ahlakiliği önemlidir. Bu yüzden hedeflenen yararın ve ona ulaşmak için kullanılan araçların ahlaki olup olmadıklarına da bakmak gerekir. Bir davranışın ya da bir eylemin ahlakilik düzeyinin yeterli ölçütü bu eylemden beklenen ya da onun gerçekte sağladığı yarar değildir; aynı şekilde bir eylemin yol açabileceği ya da gerçekten yol açtığı zarar, onun ahlaki olmadığını kendiliğinden göstermez.
İnsanın özgürlük anlayışının ve buna bağlı olarak ahlaki tutumunun yani yasalarının değiştiğini, bununla birlikte ahlakın genelleşmesinin ve tarihsel süreçte ya da aynı çağın farklı toplumlarında mümkün ol(a)madığını anlamaktayız. Ancak ‘kötü’ sü ve ‘iyi’ si farklı olan toplumlar ve onların bireyleri, ne olursa olsun doğaları ve onun buyruğu –her akıl varlığı doğası gereği bir vicdan taşır ve ahlaki anlamda yaptığı kötülüğün kendisine ve sevdiklerine uğramasını istemez– gereğince, ahlakın onları da diğerlerini de ne biraz eksik ne biraz fazla aynı ölçüde kucaklamasını ister. İnsanların birlikte yaşamak, pek çok şeyi belli ölçülerde paylaşmak için sebepleri vardır. Daha fazla mutluluk, daha çok haz, daha çok değer, güç vb. için insanlar birbirleriyle dolaylı olarak belli toplumsal sözleşmelere imza atarlar. Herkes, toplumun geneli için belirlenmiş yasalardan aynı ölçüde hakkını almak ister.
İnsanların gayesi mutlu olmak, acıdan kaçmak, güç sahibi olmak ve en önemlisi herkes gibi en az herkes kadar değerli olmak ve bunu insan olmaklığından ötürü yaşamaktır. Dolayısıyla tüm toplumlarda, törelerde, sınıflarda, gruplarda bu gaye aranacaktır. Mutluluğun, hazzın, acıdan kaçışın, evrensel değerlerden pay alma hakkının vb. ‘nin bir ölçüsü ve eğer herkes için olacaksa ki aranan budur, bir sınırının olması da elzemdir. Çünkü aksi durumda birileri mutluluktan fazla pay alırken, diğerlerinin acıdan daha fazla pay alması olasıdır. Böylece toplumda kargaşanın çıkması, birilerinin daha fazla acı çekmemek için diğerlerinin mutluluğundan veya ahlaki normlar kabulünden çalması ve iyi veya kötü olan bütün eylemlerin meşrulaştırılması kaçınılmaz olacaktır. Bu yüzden insanlar sahip oldukları veya olacakları hakların diğerleri içinde aynı ölçüde var olmasını istemek zorundadır. Çünkü sahip olacakları hakların korunması yine kendileri gibi başkalarının da bu haklara sahip olmasıyla mümkündür. Tüm bu hakların herkes için geçerli olması gerektiği algısı ve bunun çiğnenmemesi arzusu ancak ahlak gibi bir inanç ve düşünce sisteminde belli normlar, belli ahlaki ilke ve değerler çerçevesinde uzlaşı ile sağlanabilir.

Tezin tamamını okumak için buraya tıklayınız

Bu tez çalışmasına ulaşmak için Ulusal Tez Merkezi platformunu kullanabilirsiniz.

 

Paylaş

Okumaya Devam Edin

Tüm çalışmalar