Geri

Mehmed Âkif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç’un Eserlerinde Coğrafya, Tarih, Medeniyet Düşüncesi

Tez Künyesi


Tez No: 459977
Tez Türü: Doktora

Başlık: Mehmed Âkif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç’un Eserlerinde Coğrafya, Tarih, Medeniyet Düşüncesi
Yazar: Mesut Koçak
Danışman: Prof Dr M. Fatih Andı
Yer Bilgisi: Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı
Konu: Türk Dili ve Edebiyatı


Türkiye’de Tanzimat devriyle başlayıp Cumhuriyet devriyle daha ileri bir aşamaya taşınan Batılılaşma/modernleşme hareketi, gelenek-modernite çatışmasını da daima yedeğinde taşımıştır. Geçmişle gelecek arasındaki sürekliliğin sağlanması ve toplumsal yapıyı oluşturan inanç, dünya görüşü ve bunların somut kurumsal oluşumlarının korunup devam ettirilmesi anlamına gelen gelenek olgusuyla çatışma, toplumsal bir kırılmayla birlikte bir kimlik sorununu da beraberinde getirmiştir.

Tanzimat döneminden itibaren oluşan süreçte birbirinden farklı edebi ve entelektüel tutumlar ortaya çıkmıştır. Bunlar arasında en güçlü olanın Mehmed Âkif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç tarafından temsil edilen çizgi olduğu söylenebilir. Aralarında hemen hemen birer nesil fark olan bu üç ismin yaşadıkları dönemlerin sosyal ve psikolojik şartları birbirinden farklıdır. Bu farklılık onların duygu ve düşüncelerine de yansır. Birçok araştırmacı tarafından her ne kadar aynı dünya görüşünün ve idealin temsilcileri olarak görülseler, “İslamcı” olarak nitelenseler de derinlemesine yapılan mukayeseli bir incelemede tarihe, coğrafyaya ve medeniyete dair birçok konuda farklı yönlerinin benzer yönleri kadar, hatta daha fazla olduğu görülür. Başka bir deyişle İslam inancına sahip olma ve İslam kimliğini savunma üst çatısındaki ortaklık ve süreklilik, bu inancın ve kimliğin sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel v.s. alanlarda yaşamasının yolu ve yöntemi söz konusu olduğunda zaman zaman yerini farklı duygu, düşünce ve hassasiyetlere bırakır. Bu, topyekûn bir farklılık olmasa da bir kimliğin yapıtaşları olan coğrafya, tarih ve medeniyet anlayışlarındaki süreklilik görüntüsünün/inancının gerisinde dikkate değer bir çoksesliliğin varlığını ispat etmeye yetecek zenginliktedir.

Üç isim de Orta Doğu, Afrika ve Asya coğrafyalarını önceler. Balkan coğrafyası ise üç ismin de değindiği fakat önceleme ve önem verme noktasında farklılıklarının bulunduğu coğrafyadır. Batı coğrafyasının da yabancı olunan ve herhangi bir aidiyet bağı kurulamayan coğrafya olduğu görülür. İklimine, doğasına, topografyasına ve insanlarına dair görüşler sınırlıdır.

Doğu coğrafyası aidiyet kurulan coğrafyadır her üç isimde de. Bunun sebebi doğu coğrafyasının İslam dininin doğuş ve yayılış merkezi olmasıdır büyük ölçüde. Orta Doğu, Afrika ve Asya’nın asırlarca Osmanlı toprağı olarak kalması, bu coğrafyalarla özellikle sosyal ve kültürel bağların köklerinin derinlerde olması da bu aidiyette önemli bir etkendir. Cumhuriyet elitlerinin 1920’lerden itibaren ilgi ve alakalarını keskin bir şekilde Batı’ya çevirme tutumları 1980’lere kadar Orta Doğu, Afrika ve Asya coğrafyalara dönük aktif politikalar üretilmemesi gibi hususlar, muhalif bir tavır ve kimliksel aidiyet reaksiyonu olarak etkili olmuştur.

Mehmed Âkif’in bu coğrafyalara “İslam milleti”nin birliği, bütünlüğü ve tarihsel bağ zaviyesinden baktığı görülür. Ecdat toprağının bütünlüğünü koruma, tarihin şanlı zamanlarındaki coğrafyaya yeniden kavuşma isteğidir onda baskın olan. Coğrafyanın trajedisini ön plana çıkarır. Bu trajediyi gerçekçi bir gözle tasvir ve duygusal bir dille ifade etme tavrı hâkimdir. Balkanlar, Orta Doğu, Afrika, Kafkaslar, Asya “İslam milleti”nin can çekiştiği coğrafyalardır. Bu coğrafyalardaki kayıplar, yokluklar, yoksunluklar ve bunların altında yatan sebepler onun odağıdır. Bu coğrafyalarda gördüğü eksiklikler ise birlik, dirlik, düzenlilik, gayret, çalışma, İslam’ı doğru anlama ve yaşamadır. Bunlar olduğu takdirde coğrafya eski zamanlarındaki canlılığa kavuşabilecektir. Bu bağlamda onun coğrafyaya bakışında hâl ve tarihin iç içe olduğu görülür. Coğrafyanın hâlinden, coğrafyanın tarihine sığınır. Mukayeseler yapar. Yurdunu kaybetmenin korkusu, telaşı, aceleciliği ve çığlığı yansır yazdıklarına.

Necip Fazıl’da ise “Büyük Doğu” ideali ile belirir genel olarak doğu coğrafyasına bakış. Ancak onda tarihi ya da ideal bir çerçeve somut olarak çizilmez. Öncelik Anadolu’dadır ve merkez daima Anadolu olarak görülür. Afrika’da, Asya’da ve Orta Doğu’da kurulan devletleri “ruh yoksunluğu” bakımından eleştirir. Mehmed Âkif’teki net ve koşulsuz bağdan farklı, sorgulayıcı ve politik bir bakış vardır bu coğrafyalara. Ayrıca Mehmed Âkif’te ve Sezai Karakoç’ta aidiyet bağının önemli bir parçası olan Balkan coğrafyasının onda genel olarak olumsuz çağrışımlarla belirmesi de dikkate değer bir ayrıntıdır. Necip Fazıl’ın çocukluğunun Birinci Dünya Savaşı yıllarına, ilk gençlik yıllarının İstiklal Savaşı yıllarına tekabül ettiği, Cumhuriyet kurulduğunda on dokuz yaşında bir genç olduğu düşünüldüğünde onun Anadolu’yu önceleme, merkeze Anadolu’yu koyma ve Türkiye’nin sınırları dışındaki coğrafyalara sorgulayıcı yaklaşma tavrının sebebi daha net anlaşılabilir. 1960’lardan itibaren tırmanan Kıbrıs sorununa da Türkiye’nin müdahalesine karşı durmasının sebebi de korumacılığa dayanan bu politik tavrı olsa gerektir. “Doğsun BÜYÜK DOĞU, benden doğarak!” ifadesinin arkasındaki psikoloji de bu olsa gerektir. Önce Anadolu imar edilip güçlendirilecektir ki, “Büyük Doğu” bir ideal olarak gerçekleşebilsin.

Sezai Karakoç ise her ne kadar önceki iki isimden izler ve benzerlikler taşısa da Afrika, Asya, Orta Doğu, Balkan ve hatta Avrupa coğrafyalarına medeniyet merkezli bir bakışı olduğu görülür. Özelde İslam medeniyetinin, genelde kadim medeniyetlerin yeşerdiği ve kök saldığı, gelecekte de insanlığın umudu olacak İslam medeniyetinin yeniden dirileceği coğrafyalardır buralar. Bu tarihi süreklilikte Orta Doğu ve Asya geçmişin birikimine, Afrika ise geleceğin büyük potansiyeline sahip coğrafyalar olarak göze çarpar. Balkan coğrafyası İslam medeniyetinin son büyük temsilcisi Osmanlı Devleti’nin izlerinin ve hafızasının yaşadığı önemli bir coğrafyadır onda. Ayrıca Endülüs medeniyetinin tarihi coğrafyasına da atıflar ve göndermeler dikkat çeker. Bu bağlamda Asya, Orta Doğu, Afrika, Balkan ve Güneybatı Avrupa coğrafyalarını içine alan bir çizgiyi ideal medeniyet coğrafyası olarak ortaya koyar. Bu bağlamda onda bu coğrafyalara bakış ne sadece İslam milletinin birliğine ve tarihin şanlı sayfalarındaki büyüklüğe ne de korumacı ve politik hesaplara indirgenebilir. Nitekim aynı dönemlerde Kıbrıs’a dair düşünceleri birbirinden çok farklıdır. Orta Doğu ve Afrika ülkelerine bakışlarında da önemli farklar vardır. Zira onda bütün bu bakışları da hesaba dâhil eden geçmiş, hâl ve gelecek çizgisinde tarihten ve medeniyetten bağımsız ol(a)mayan bir coğrafya görüşü vardır. Bu görüşte coğrafya tabiatıyla, topografyasıyla, tarihiyle, kültürüyle ve insanıyla birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak değerlendirilir. Bu değerlendirmenin merkezinde Orta Doğu; geçmişi inşa etmiş, aktüelin imtihanından geçmekte olan ve geleceğe ilham verecek coğrafya olarak ön plana çıkar.

Tezin tamamını okumak için buraya tıklayınız

Bu tez çalışmasına ulaşmak için Ulusal Tez Merkezi platformunu kullanabilirsiniz.