İslam Medeniyetinin Çin Kültürü Üzerine Etkileri 618–1644
Tez Künyesi
Başlık
İslam Medeniyetinin Çin Kültürü Üzerine Etkileri 618–1644
Tez Türü
Doktora Tezi
Hazırlayan
Aziz Musa Parlakyiğit
Tez Danışmanı
Prof Dr Seyfettin Erşahin
Üniversite ve Yayın Yılı
Ankara 2020
Tang imparatorluğu Çin’in Konfüçyüsçü coğrafyasında diğer tüm yabancı dinlere özgürlük veren ilk hanedanlık olması nedeniyle Çin İslam tarihinde önemli bir başlangıç noktasıdır. Tang ve Song hanedanı dönemlerinde İslam dininin ilkeleri, Konfüçyüs felsefesi ile uyum içinde yerel Han’larla çatışmadan hayatiyetini sürdürmüştür. Bu iki dönemde Müslümanların yabancıların evlenmesine ve onlar gibi giyinip kuşanmasına izin verilmemiş fakat Müslümanlar geleneksel giyim kuşam, yiyecek, içecek, din ve ibadet gibi konularda serbest bırakılmışlardır. Kendi aralarında Arapça ve Farsça konuştukları halde ticarette Çince dilini kullanmayı tercih etmişlerdir. Kültürel etkileşimin olmadığı bu dönem Müslüman kültürün misafirlik ve adaptasyon dönemidir.
Tang döneminde misafir olan yabancı Müslüman kültürü Song döneminde hala misafir kabul edilmiş fakat Müslümanların kültürel durumlarında önemli değişiklikler olmuştur. Müslüman tacirin zenginleşmesi neticesinde Song Hanedanı onlara toprak satın alma, Çinlilerle ve saray mensuplarıyla evlenmelerine, kimsesiz çocukları evlat edinmelerine izin vermiştir. Nüfusları çoğalan Müslümanlar, dinleri ile uyumlu olan bazı Çin kültür ve geleneklerini kabul ederek Çin kültürüne adapte olmuş, sosyal ve ekonomik açıdan toplumun bir parçası olarak Çin’in tüm bölgelerine dağılmışlardır.
Yuan dönemi Batıdan göç eden Müslüman Arap, Fars ve Türk kökenli çeşitli türden zanaatkar, mühendis, doktor, astronom gibi insanların hanedanlığa katılmasıyla Müslüman kültür ile yerel kültür yoğun etkileşime geçmiştir. Bu dönemde Müslümanlar sadece tacir olarak değil, Çin’in omurgasını teşkil eden devlet yönetiminde en üst kademelerinde görev yapan, idari sistemde söz sahibi Moğollardan sonra imtiyazlı bir topluluk olmuşlardır. Bu hanedan zamanında çıkarılan bir kararname ile Çinli statüsüne kavuşmuşlar, Çin yerel kültürüne tıp, dil, ibadet, günlük hayat, eğitim, sanat ve astronomi alanında katkıda bulunmuşlardır.
Ming dönemi kimliğini saklı tutan Müslüman kral Zhu Yuanzhang’ın Müslümanların Han’larla çatışmasını önlemek amacıyla yerel kültüre entegre ettigi Çinlileşme dönemidir. Ming dönemi Çin’de Müslümanlar için Zhu Yuanzhang’ın ince siyasetiyle, çıkardığı ferman ve kanunlarla, cenaze, evlenme, helal kesim, içki yasakları gibi konuları yerleştirildiği ve yönetimin tüm kademelerinde Müslümanların hakim olduğu altın çağ olarak tarihte yerini almıştır. Çinlileşme olarak kayıtlara geçen entegrasyon süreci aynı zamanda Müslümanların korunma dönemi olup kısa sürede tamamlanmıştır. Müslümanların sarayda ve yönetimde güçlü olduğu bu dönem aynı zamanda Zhu Yuanzhang’ın nesli tarafından Çin’in Güney ve Güneydoğu Asya’da Müslüman kültürünü yayma konusunda en güçlü olduğu dönemdir.
Çin Müslüman kültürü olarak ifade edilen kavram bireysel karakterlerini uzun süre korumayı başaran çeşitli Çinli olmayan farklı etnik grupların geleneklerinin bir karışımıydı. Çinlileşmiş Müslümanlar olarak ifade edilen bu azınlığın en önemli özelliği, farklı coğrafyalardan, farklı ırklardan, farklı dil ve kültürlerden gelmiş olmaları ve Çin’de İslam dini etrafında tek vucut halinde birleşerek ihtida yoluyla Çin’de ve Çin’in Güney komşularında dinlerini yayma çabaları olmuştur. Müslüman Amiral Zheng He Deniz gücü olarak o döneme kadar görülmemiş donanmasıyla Müslüman kültürünü Çin’in Güney ve Güneybatı ülkelerine taşımış ve yerleştirmiştir.
Altın çağ olarak anılan Ming dönemi başlangıcında Müslümanlar entegre olma sürecinde çocuklarını Konfüçyanist kültürle yetiştirmiş ve birkaç nesil sonra yetişen bu Müslüman nesil dillerinden ve İslami kültürlerinden kopma yaşayarak artık Konfüçyanizmi anladıkları kadar İslamı anlayamaz duruma gelmişlerdir. Çince diline yerel halk ile aynı seviyede hakim olan bu yeni nesile dinlerini onların anlayacakları dil ile hitap etmek gerekliliği doğmuştur. Çünkü “yabancı” bir dinin başka “yabancı” bir dil üzerinden toplumunun anlayabileceği ve diğerlerine anlatabileceği yerel bazı yaygın dinlerin terimlerini kullanma zorunluluğu oluşmuştur.
Ming hanedanı dönemi sonlarında Çin’de İslam alimleri bu konuya çözüm bulmuş, Arapça ve Farsça dini eserleri, Neo Konfüçyanist terimlerle açıklayıp Çinceye çevirmek suretiyle yeni bir dönemi başlatmışlardır. Müslüman alimler yazdıkları ve tercüme ettikleri kitaplarda İslam’a Çince bir söylem kazandırırken Konfüçyanist terminolojiyi kullanmış, Konfüçyanizm’in klasiklerinden alıntılar yaparak Taoizm ve Budizm’e ait terimleri de kullanmışlardır.
İslam dinine ait farklı konuları muhtevi kitaplar Arapça ve Farsça’dan Çinceye tercüme edilmiş Han kitab kolleksiyonu adı altında Çince konuşan Müslümanların dinlerini yaşamaları konusunda çok büyük hizmet etmiştir. Çinlileşmiş Müslüman alimlerin katkıları olmasaydı belkide bugün Çin’de ataları Müslüman olan ve bugün İslami uygulamalardan uzak olarak belli şehirlerde yaşayan ve soyadlarından aile kökenlerinin Müslüman olduğunu tespit edilen Müslüman ailelerin sayısı oldukça fazla olacaktı.
Entegrasyon süreci sonunda Müslüman alimlerin katkıları, Çin’de bugün sayıları yüz milyon mertebesinde olan Çinli Müslümanların kültürlerinin ayakta kalmasını temin etmiştir. Çin ve Güneyinde bulunan ülkeler özellikle Ming döneminde kimliğini saklı tutan Müslüman kral Zhu Yuanzhang, neslinden gelen krallar, Müslüman generaller ve Müslüman Amiral Hasan Şemsettin (Zheng He) gibi bölgenin ihtida yoluyla Müslümanlaşmasına ve Müslüman kültürün bölgeye yayılmasına hizmet eden kişilerin izlerini hâlâ taşımaktadır.
Tezin tamamını okumak için buraya tıklayınız
Bu tez çalışmasına ulaşmak için Ulusal Tez Merkezi platformunu kullanabilirsiniz.
