Fârâbî’den Taşköprîzâde’ye: İslam Medeniyetinde İlimler Tasnifinin Gelişimi
Tez Künyesi
Tez No: 368413
Tez Türü: Yüksek Lisans
Başlık: Fârâbî’den Taşköprîzâde’ye: İslam Medeniyetinde İlimler Tasnifinin Gelişimi
Yazar: Selime Çınar
Danışmanlar:
- Prof. Dr. Recep Şentürk
- Prof. Dr. Tahsin Görgün
Yer Bilgisi: Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi / Medeniyetler İttifakı Enstitüsü / Medeniyet Araştırmaları Ana Bilim Dalı
İslam düşüncesinde ilimler tasnifi iki ana geleneğe dayanmıştır. Bu gelenekler, vahyi aklî bilginin hissî formda ifadesi sayan filozofların ilimler tasnifi geleneği ve vahiyle aklî bilginin ayrı bilgi kategorileri sayan ve vahyi hakikatin en kesin ifadesi kabul eden âlimlerin ilimler tasnifi geleneğidir. Dolayısıyla, İslam düşüncesinde ilimler tasnifleri aynı zamanda felsefe ve din ilişkisi hakkındaki düşüncelerin de tezahür ettiği bir alan olmuştur. İlimler tasniflerini kaleme alan müelliflerin hakikat anlayışları, hakikate götüren ilimler, diğer bir ifadeyle hakiki ilimler görüşlerini de belirlemiştir.
Hakiki ilimler, Taşköprîzâde’nin ortaya koyduğu tanımıyla “nefsü’l-emr”e göre araştırma yapan, zamanların, toplumların, dinlerin değişmesiyle değişmeyen ilimlerdir. Bu ilimlere tür araştırması yapan, hakikat araştırması yapan ilimler de diyebiliriz. Bu kavramı ve tanımı bütün eserlerde görmeyiz. Fakat bu anlayışın izlerini takip edebiliriz.
Hakiki ilimler anlayışı, kavramsal olarak birebir bulunmasa da, teorik temelleri ilk olarak Fârâbî’de görülen ve filozofların geleneğine hâkim olmuş bir anlayıştır. Bu anlayışa göre en büyük gaye ebedi saadete ulaşmaktır. Bu, nefsin nazarî olarak yetkinleşmesi ve buna bağlı olarak iyi amelleri işlemesi ile mümkündür. Nefis, hakikatle yani metafizik bilgiyle yetkinleşir. Bunun için de tür araştırması yapan, değişmeyen bilgileri sunan hakiki ilimleri tahsil etmek gerekir.
Vahiy, hakikatin bir yansımasıdır. Dolayısıyla, dînî ilimler hakikatin bizzat kendisiyle değil, medeni hayatı düzenleyen yönünün yorumlarıyla iştigal ettiğinden hakiki değil yorumsal ilimlerdir. Yorum bilimleri olmaları onları değersiz kılmaz. Medeni hayatın düzenlenmesi, nefsin yetkinleşeceği imkânların sağlanması bakımından bunlar zorunludur. Fakat nefsi yetkinliğe götürecek ilimler bunlar değildir.
Âlimlerin ilimler tasniflerinde de gaye ebedi saadettir. Bu, doğru itikad ve iyi amelle sağlanır. Bu açıdan felsefî tasnif geleneğiyle ortaktır. Fakat dînî gelenekte bu, şeriatin bildirdiklerine inanma ve emrettiklerini uygulama ile sağlanır. Bunun için dînî ilimler tahsil edilmeli ve ilim ile amel edilmelidir. Âlimlerin ve filozofların tasniflerinde hakiki ilimler ile ilgili görüş farklarından biri, varlık anlayışlarına bağlı olarak burada ortaya çıkar.
Şöyle ki, filozoflar hakiki ilimlerin nefsi zorunlu olarak yetkinleştireceğine ve iyi amellerin o nefisten zorunlu olarak sadır olacağına inanırlar. Bu geleneğe göre ahlaksız bir filozof olamaz. Âlimlerde ise amel iradeye bağlıdır. Bilmek ve amel etmek arasında zorunlu bir ilişki yoktur. Âlim olan fakat ahlaksız olan kimse bulunabilir.
Taşköprîzâde, âlimlerin ilimler tasnifi geleneğine mensup olduğu halde, filozofların geleneğinin nefsü’l-emr’e göre araştırma yapma kriterini hem felsefî hem de dînî ilimlere tatbik etmesi bakımından dikkate şayan bir konumda bulunmaktadır. O, ilimleri varlık kategorilerine göre ayırır. Varlık kategorileri; dış dünyada, zihinde, dilde ve yazıda varlıktır.
Taşköprîzâde, dış dünyada varlığın hakiki varlık olduğunu, zihni varlığın hakiki varlık mı yoksa mecazi varlık mı olduğunun tartışmalı olduğunu, dilde ve yazıdaki varlığın mecazi olduğunu, ancak insanın var olması ile varlık kazandığını belirtir. Dolayısıyla, dış dünyadaki hakiki varlığa taalluk eden ilimlerin hakiki ilimler, diğer varlıklara taalluk eden ilimlerin de alet ilimleridir.
Dış dünyaya taalluk eden ilimler nazarî ve amelî olarak ikiye ayrılır. Bu her ikisi de aklın kanununa göre olma ve şeriatin kanununa göre olma bakımında ikiye ayrılır. Akla göre olan ilimler hikemî, şeriate göre olanlar ise şer’î ilimlerdir. Böylelikle, Taşköprîzâde hem felsefî hem dînî ilimleri hakiki olarak vaz etmiştir.
Aklî ve dînî ilimlerde ağırlıklı olarak İbnü’l-Ekfani’nin, batınî ilimlerde Gazâlî’nin tasnifini takip eden Taşköprîzâde, Miftâhu’s-Saâde adlı eserinde yaptığı bu tasnifle filozofların ve âlimlerin ilimler tasnif teorilerinin bir sentezini ortaya koymuştur.
Tezin tamamını okumak için buraya tıklayınız: Fârâbî’den Taşköprîzâde’ye İslam Medeniyetinde İlimler Tasnifinin Gelişimi
Bu tez çalışmasına ulaşmak için Ulusal Tez Merkezi platformunu kullanabilirsiniz.