Geri

SEKÜLER AHLAK BAĞLAMINDA DİN-AHLÂK İLİŞKİSİ

Makale Künyesi


Yazar: İbrahim Hakkı AYDIN
Yıl: 2011
Başlık: Seküler Ahlâk Bağlamında Din-Ahlâk İlişkisi
Dergi Adı: Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
Sayı: 35
Yayımlanma Tarihi: Haziran 2011
Sayfa Aralığı: 1-23

                                                                                                                                                      E-mail : iaydin@aydin.edu.tr


Seküler ahlak ile dini ahlakın ayrıldıkları temel noktalar vardır. Seküler ahlak öğretisinin öncelikli ideali dünyevi kazançtır, dayanak noktası fiziktir, kuvvettir. Dini ahlak öğretisinin öncelikli ideali ise ruhi kazanç ve Tanrı’yı memnun edip, insanlık olarak iki dünya saadetine ulaşmaktır. Dayanak noktası ise adalettir. Sorunlar adil çözüm kaygısı ile çözülmeye çalışılır.

Seküler ahlakta kullanılan yöntem “ben” merkezci olup, başarı için rekabet ve yarışmacılık kutsallaşmıştır. Seküler ahlak öğretisinin yaşam prensibi mücadeledir. Yaşam bir mücadele olduğundan dolayı bunun için de “başarılı olmak için başkasını düşünmek önemli olmayabilir”, ön kabulü ile hareket edilebilir.

Din merkezli ahlak öğretisinde ise yaşam prensibi mücadele yerine yardımlaşmadır. İnsanın sadece kendisi için değil ailesi, toplumu ve insanlık için de yaşama sorumluluklarını yerine getirme duygusu vardır. Paylaşma ahlakı öncelenir. Kendisinden önce komşusunu, zayıfı, yoksulu ve diğer insanları düşünmek tavsiye edilir. Dini ahlakta insan özgürdür, fakat kalbinde sürekli Tanrı’nın kontrolünü hisseder. Böylelikle de bireyin vicdanı, polis korkusu yerine Tanrı korkusuyla kontrol edilir.

Her dinin bir ahlak sistemi olduğunu düşünürsek, din dışı seküler bir ahlakın teoride olması mümkün görünse de pratikte pek mümkün görünmemektedir. Çünkü dini değerlerden tamamen soyutlanmış seküler bir ahlakın olabilmesi için, kendilerini dini değerlerden tamamen soyutlamış insanların bir araya gelerek bir toplum oluşturmaları ve bu toplum içinde kendine özgü bir ahlakın oluşması gerekir ki bu pratikte mümkün olamayacak bir şeydir. Aynı şekilde dindar birinin din ile ilişkisini koparmış, kendi değerlerinden soyutlanmış bir ahlakı benimseyip yaşamına yansıtması da beklenemez.

Seküler ahlak anlayışları Tanrı inancına başvurmadan veya bir dinin sağladığı bir dünya görüşünün şemsiyesi altına girmeden bir sistem haline girebilirler ve insana bazı yararlar da sağlayabilirler. Ancak soyut ahlaki yaşam, yalnız başına bir dünya görüşü oluşturamayacağından mevcut bir dünya görüşünün zemini içinde kalmaya mahkûmdur. Ahlaksal davranış içindeki insanın amacı, ideal tipe yaklaşmaya çalışarak, ahlaki davranışlarıyla hedefteki iyiliği yakalamaktır. Bireyi ahlaksal davranışlara sürükleyen en önemli faktörlerden biri de bu “ideal tip”tir. Dini referansları arasına alan ahlak sistemlerinde var olan bu olgu, seküler ahlakta bulunmamaktadır.

Böyle bir ideal tipin olmaması, bireyi en erdemli davranışlarında isteksiz hale getirecektir. Bu durum da bir ahlak sistemi için ciddi bir eksiklik doğuracaktır. Dinamik bir ahlak anlayışının gerçekleşmesi ve “ideal tip” kavramının oluşması için, belli bir dünya görüşünün, ahlakla ilgili hususlarda, yüksek inanç seviyesinde, bazı emir ve yasaklar içermesi ve “ideal tip”in kutsallık kavramıyla desteklenmesi gerekmektedir. Böyle olunca bireyin devamlı eksik kalan ahlaki durumuyla zihnindeki mükemmel model arasında canlı bir ilişki kurulacak ve bu ilişki hayatı boyunca devam edecektir.

Dolayısıyla dini değerlerden uzak olarak oluşturulan seküler ahlakın teoride mümkün olabileceğini söyleyebiliriz. Ancak ahlakın genel hedefleri dikkate alındığında, özellikle iyiyi eyleme, kötüyü eylememe konusunda seküler ahlakın imkânının olduğu söylenemez. Oysa dini, ahlakın temel kaynakları arasında değerlendiren ahlak anlayışları, daha uygulanabilir ve daha etkin olduklarından dolayı, ahlakın amacını yerine getirmede daha başarılı olacaklardır.

Makalenin tamamını okumak için buraya tıklayınız:  https://dergipark.org.tr/tr/pub/atauniilah/issue/2752/36698